
İstanbul’da küçük bir galeride geçen bir olay…
Galerici Ahmet, yıllardır bu işi yapan, piyasayı bilen biriydi. Yanında çalışan Emre ise henüz yeni sayılırdı. Öğreniyordu ama hızlı kazanmanın cazibesi de aklını kurcalıyordu.
Bir gün galeriye bir müşteri geldi. Adı Murat’tı. Arabayı dikkatlice inceledi, kaportasına baktı, motorunu dinledi.
Sonra sordu:
“Bu araba kaç para?”
Emre fiyatı tam bilmiyordu. Galerinin diğer ucundaki Ahmet’e seslendi:
“Abi bu araba kaç para?”
Ahmet cevap verdi:
“400 bin lira!”
Emre duydu.
O an bir karar verdi.
Duymazdan geldi.
Kafasını yana eğdi, tekrar sormadı. İçinden hızlıca hesap yaptı.
Sonra Murat’a döndü:
“200 bin lira abi.”
Murat şaşırdı ama fırsatı kaçırmak istemedi:
“Tamam,” dedi.
Satış anında gerçekleşti.
İlk bakışta bu büyük bir başarı gibi görünüyordu.
Hızlı satış.
Hızlı karar.
Anında kazanç.
Ama mesele tam burada başlar.
Satıştan sonra Ahmet sordu:
“Kaça verdin arabayı?”
Emre rahat bir şekilde cevapladı:
“200 bine sattım abi.”
Ahmet bir an durdu. Sonra sakin bir şekilde söyledi:
“Biz o arabayı zaten 90 bine almıştık.”
Evet, ortada kâr vardı.
Ama görünmeyen bir zarar da vardı.
Ticarette mesele sadece kazanmak değildir. Nasıl kazandığın, ne kazandığından daha uzun süre seninle kalır.
Emre o gün para kazandı.
Ama fark etmeden bir şeyi kaybetti: ölçü.
Bu noktada herkesin kendine sorması gereken sorular vardır:
Bu kazanç sürdürülebilir mi?
Bugün yaptığım şey yarın bana güven olarak döner mi?
Ben gerçekten ticaret mi yapıyorum, yoksa fırsat mı kovalıyorum?
Ticarette en tehlikeli şey zarar etmek değildir.
En tehlikeli şey, yanlış bir kazancı doğru zannetmektir.
İnsan bazen kulağıyla değil, niyetiyle duyar.
Emre o gün gerçekten duymadı mı?
Yoksa duymak istemediğini mi duymadı?
İşte bütün mesele burada.
Kısa yoldan kazanılan para, uzun yolda taşınamaz.
Her kazancın bir taşıma kapasitesi vardır.
Ve o kapasite, ürünle değil karakterle ölçülür.
Uzun vadede kazananlar; en hızlı olanlar değil, neyi yapıp neyi yapmayacağını bilenlerdir.
“Duymazdan Gelmek: Kazanmak mı, Kaybetmek mi?” için 4 yanıt
-
Kâr, her zaman kâr değildir 🙂
İnsan, anlık kazançlarla, anlık hazlarla da kâr ettiğini düşünür; ve somutta baktığında da gerçekten “cebime para girdi” der…
Ancak ticarette niyet, karşı tarafa fayda vermek ve ihtiyaç görmek olduğunda insan gerçekten kâr edebilecek pozisyona geliyor.
İşte o zaman müşteri, müşteri oluyor. İşte o zaman kâr, kâr oluyor…
‘Fırsat değerlendirmek’ ile ‘Kısa süreli/Sahte kazanç’ karıştırılmamalı… -
İnsan hemen kazanmak ister ama mantıklı güzel bir yazı olmuş
-
Kazanç ve gerçek kavramlarının ne ifade ettiği tam olarak anlaşıldığında, neyin kar neyin zarar olduğu daha iyi anlaşılmış olur. Böylece kazanç zannedilenin bir süre sonra kayıp olduğunu da görmüş olurdu
-
Ölçü..
ne güzel bir tabir..
Eğer hayata bakarsan sana doğrusunu verir, insanın nefsine bırakırsan anda kazandırır toplamda kaybettirir.
Bir yanıt yazın