Kumaşın Dili

Kumaşın Dili

Kumaşın Dili

2 dk okuma

Kemal'in dükkânı çarşının ara sokağındaydı. Küçüktü, tabelası soluktu. Ama otuz yıldır aynı terziler ona gelirdi.

Bir sabah, aracı telefon etti. “Kemal abi, bir depo kapanıyor, mal elden çıkıyor. Neredeyse bedava. Kamyonu yolla.”

Kemal gitti, baktı, aldı. Dönerken içinden geçirdi: Bu sene rahatım.

İlk müşterisi terzi Hüseyin'di. Yirmi yıllık müşterisi. “Kızıma abiye dikeceğim, iyi bir şey ver.”

Kemal, yeni gelen toplardan birini indirdi. Rengi güzeldi, eline yumuşak geliyordu. “Al bunu, hem sana ucuz gelsin.”

Hüseyin kumaşa baktı. “Nasıl bir şey bu, çeker mi?”

Kemal bir an durdu. Sonra “İyidir, al” dedi.

On gün sonra Hüseyin elinde bir poşetle geldi. Poşetten çıkardığı abiyenin eteği bir yandan kısalmış, dikiş yerleri büzülmüştü. Kızının düğüne giyeceği elbiseydi.

“Kemal abi, ben bu kumaşı sana sordum.”

Kemal, cevap veremedi. Yirmi yıldır dükkânda başına böyle bir olay hiç gelmemişti. Söyleyecek söz bulamadı.

Sattığı o kumaşı tanımıyordu. Eline alıp bakmamıştı, bir parça kesip yıkamamıştı, ütünün altında ne olduğunu görmemişti. Ucuza geldiği için üstünde durmamıştı.

Otuz yıl boyunca aldığı her topu pazarlığını yapardı. Dokusuna bakıp kontrol ederek alırdı. Onun için kumaşlar hakkında müşterilerine detay bilgiler verirdi. “Şu kumaş teri tutmaz”. “Bunu yıkayınca çekmez”. “Şu güneşte solar, perdelik yapma...”

Çıraklığında ustası, dükkâna yeni bir mal girdiğinde onu depoya yollardı. Her toptan avuç içi kadar bir parça kestirir, yıkatır, ütületir, iple pencereye astırırdı. Kemal o zamanlar bunu gereksiz bir iş sanırdı.

Hüseyin'in poşetini geri aldığı gün dükkânı erken kapattı. Parasını iade etti ve kumaşı da geri aldı.

Ertesi sabah depoya indi. Kalan topları tek tek açtı. Her birinden bir parça kesti. Yıkadı, ütüledi, güneşe astı, çekti, gerdi. Bu işlemler tam üç gün sürdü. Üç gün boyunca tek metre kumaş satmadı.

Üçüncü günün sonunda depodaki her topun ne olduğunu biliyordu. Hangisi çeker, hangisi solar, hangisinden astar olur. Bazılarını hiç rafa koymadı, geri gönderdi.

İki hafta sonra Hüseyin yine geldi. Yüzü asıktı, ama geldi.

Kemal bu sefer başka bir top indirdi. “Bunu al. Ben yıkadım, denedim, çekmiyor. Yine de bir de sen kendi ütünle dene, ondan sonra kes.”

Hüseyin kumaşa değil, Kemal'in yüzüne baktı. Sonra başını salladı.

“Şimdi oldu,” dedi.

O günden sonra Kemal, elinden geçirmediği hiçbir kumaşı rafa koymadı.

Bol kazançlar…

Paylaş

Bu yazı sana nasıl hissettirdi?

Tek tepki seçebilirsin. Başkasına basınca değişir, aynısına basınca geri alınır.

İlk tepkiyi sen bırak.

Yorumlar (3)

  • ALAADDİN SADIKOĞLU dedi ki

    21 Eylül 2026

    Hiçbir zaman önden tetkik etmeden mal almamak gerektiğini ya birinden deneyimle öğrenirsin ya da böyle acı bir deneyim sahibi olursun. Ki bu hikayede Kemal talihliymiş, müşterisini kaybetmemiş..

  • Abdurrahman dedi ki

    21 Eylül 2026

    Ticarette fırsat sandığımız şeyler bizden almaya geliyor olabilir…

  • HGG dedi ki

    4 Ekim 2026

    Kemal'i yanıltan kumaş değildi, "bu sene rahatım" diyen o iç sesti. Bedelsiz gelen mal, otuz yıllık el alışkanlığını bir anda uyutuverdi.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir.