
Şikâyetten Sakınmak
Usta Şikâyet Etmez; çözer.
Çırak sabah erkenden gelir.
Yüzünde tebessüm, dilinde şikâyet yoktur.
Bilmediğini bilir; bilmediğinden utanmaz. Sorarken küçülmez, öğrenirken büyür.
Henüz işi tam bilmez ama gönlü açıktır. Çünkü insanın öğrenmesine mâni olan cehaleti değil, bildiğini sanmasıdır.
Çırak şikâyet etmez; öğrenir.
Kalfa iyi adamdır.
İşi bilir, eli yatkındır, yılların emeği vardır üzerinde. Çırak da işin nasıl yapılacağını büyük ölçüde ondan öğrenmiştir.
Ama kalfa uzun zamandır kalfadır.
Şikâyet, bereketi zayi eder.
Çünkü işler yolunda giderken iyidir; mesele çıktığında dengesi bozulur.
Bir makine durur, müşteri itiraz eder, malzeme gecikir, hesap şaşar… Kalfa önce soruna değil, sorunun ağırlığına bakar.
“Niye böyle oldu?” der.
“Yine bizi buldu.” der.
“Bunun altından nasıl kalkacağız?” der.
Daha çözüm aramadan yükü omzunda büyütür.
Bazen kazanacağı işi böyle kaybeder.
Şikâyet eden kusuru görür, çareyi göremez.

Ticarette bazı kapılar bilgiyle değil, sükûnetle açılır.
Usta ise kalın topraktır.
Çok konuşmaz. Şikâyet etmez.
Başına geleni önce kabul eder, sonra önüne koyar, sonra çözer.
Onun aynası sözleri değil, yaptığı iştir.
Ticaret ehli şikâyetle değil, çareyle konuşur.
Usta dükkândaysa bazı sorunlar sanki hiç yaşanmaz.
Aslında sorun yine vardır; fakat büyümesine fırsat bulamaz.
O olmadığında aynı mesele kalfanın önüne bir dağ gibi dikilir.
Herkes birbirine bakar:
“Usta olsa ne yapardı?”
İşte ustalık biraz da budur.
Sen orada değilken bile insanların bir mesele karşısında senin nasıl düşüneceğini merak etmesidir.
Usta şikâyet etmez; çözer.
Çırak bunu fark eder.
İşin yapılışını kalfadan öğrenir;
ama mesele çözmeyi, insan taşımayı, yükün altında sakin kalmayı ustadan öğrenir.
Bir gün anlar ki kalfanın önündeki en büyük engel işin zorluğu değildir.
Şikâyettir.
Diline şikâyeti alanın, zihninden çözüm eksilir.
Çünkü insan şikâyet ettiği şeyi inceleyemez.
İncelemediği şeyi anlayamaz.
Anlamadığı şeyi de çözemez.
Şikâyet, insanın gözünü meselenin sebebinden alıp kendi mağduriyetine çevirir.
Bıktım, yeter, hep beni mi bulur, neden ben……
İnsan şikâyeti alışkanlık hâline getirdikçe iç sesi kararır;
Faydayı seçemez, zararlı olanı ayırt edemez.
Bir süre sonra da hayırsızın sözünü nasihat, yanlışın sesini hakikat sanmaya başlar.
Bu yüzden kalfa yıllardır aynı yerde dönerken, sessizce öğrenen çırak günün birinde onu geçebilir.
Çünkü ustalık yalnızca işi bilmek değildir.
Ustalık; işler ters giderken sesini yükseltmemek,
kaybederken aklını kaybetmemek,
hata yaptığında bahaneye sığınmamak,
bilmediğinde “bilmiyorum” diyebilmek
ve her problemin karşısında kendine şu soruyu sorabilmektir:
“Şimdi ne yapabiliriz?”
Ben de hayatım boyunca hep usta olmak zorunda değilim.
Bazen yeniden çırak olabilmeliyim.
Bilmediğimi kabul eden çırak…
Düştüğünde dizinin kanına bakıp yine de gülebilen çırak…
Azar işittiğinde küsüp gitmeyen, kulağını çekene düşman olmayan çırak…
Çünkü bugün canımı acıtan o el, yarın beni ateşten çekip çıkaracak el olabilir.
Dizim kanadığında gülebilmeyi, bilmediğimde “bilmiyorum” diyebilmeyi,
öğrenmenin mahcubiyetinden kaçmamayı isterim.
Ve bilirim ki;
Kulağımı çeken usta benim düşmanım değil, şifamdır.
Çünkü iyi usta insanın canını değil, kibrini, gururunu acıtır.
Kibir azalıp gurur susunca şikâyet de susar.
Şikâyet susunca insan duymaya başlar.
Duyunca öğrenir…
Öğrenince çözer…
Ve belki insanın ustalığa doğru attığı ilk gerçek adım da budur:
Yeniden çırak olmayı kabul etmek.
Bu yazı sana nasıl hissettirdi?
Tek tepki seçebilirsin. Başkasına basınca değişir, aynısına basınca geri alınır.
Toplam 1 tepki
Yorumlar
Henüz yorum yok. İlk yorumu siz yapın.
