Gözü, az sonra çalacak saate takılmıştı. Öylece akıp giden zamanı izliyordu. Güneş doğmuş, sokaklar yavaş yavaş dolmaya başlamış, esnaf kepenk açmış, insanlar bir yerlere yetişme telaşına kapılmıştı. O ise hâlâ ne yapacağını tam bilmiyordu.
Evden çıkması ani olmuştu. Düşünmeden, planlamadan… Sadece çıkmıştı. Ayakları onu farkında olmadan meydana getirdi. Boş bulduğu bir banka oturdu. Sırtını yasladı. Derin bir nefes aldı.
Etrafına bakındı.
Bir çocuk koşarak geçti önünden. Elinde simit vardı, yarısını yemişti bile. Bir adam telefonla konuşarak hızlı adımlarla ilerledi. Yaşlı bir teyze, güvercinlere yem atıyordu. Güvercinler… Sürekli iniyor, kalkıyor, tekrar iniyorlardı. Hiçbiri diğerini beklemiyordu. Birden havalanıyorlardı.. Onlarca kuş birbirine çarpmadan tek bir uzuv gibi hareket ediyordu. İnanılmaz bir uyum içinde..
Başını hafifçe eğdi.
“Başlamak…” diye geçirdi içinden. “Neden bu kadar zor?”
Bir an düşündü. Spor yapmaya karar verdiği günleri hatırladı. İlk sabahın ağırlığını… Diyete başladığı ilk günü… Alarm çaldığında yataktan kalkmak için verdiği savaşı…
Sanki hayat, her yeni başlangıçta karşısına dikilip aynı soruyu soruyordu:
“Gerçekten istiyor musun?”
Tam o sırada aklına o soru geldi. Sabah evden çıkarken zihnini kurcalayan soru:
“Acaba bu işi falancaya açsam… O da benimle gelir mi?”
Kaşları hafifçe çatıldı.
Bir an için kendini dışarıdan izler gibi oldu. İşi düşünmesi gerekirken, insanları düşünüyordu. Hayalini büyütmek yerine, kimin onunla gelip gelmeyeceğini hesaplıyordu.
İçinde bir şey kıpırdadı.
Spora başlarken arkadaş aradığı günleri hatırladı. “Birlikte başlarsak daha kolay olur” dediği anları… Ya da “Hadi hep beraber bir şeylere başlayalım” diye kurduğu cümleleri…
Ama çoğu zaman o istek sadece kendisine aitti.
Diğerleri kısa sürede vazgeçmişti.
Ve o… Ya yalnız kalmıştı ya da hiç başlamamıştı.
İnsan en çok başlarken zorlanır. İş kurma macerası da farklı değildir. Başlangıçta sürtünme çoktur: dükkân bulmak, kirasını çıkarabilmek için çabalamak, rakiplerle yüzleşmek, piyasada tutunmaya çalışmak… Çoğu insan, henüz “kasları” yeterince gelişmediği için bu süreçte tutunamaz. Çünkü bu yol; çaba, mücadele ve sabır ister. Ve en başta da tek bir şey: hedef.
Hedef olmayınca insan atalete sürüklenir. Oysa sabah gitmesi gereken bir işi olan kişi için her şey daha nettir: uyanma saati, izleyeceği rota, arayacağı insanlar… Bilinç keskinleşir. Bu yüzden insanın bir hedefi ve o hedefe uygun üretimleri olmalıdır. Hayat inişler ve çıkışlarla doludur; yükselişte olanların ortak noktası ise kendi alanlarında net bir hedefe sahip olmalarıdır. Hedef belirlenmediğinde beklentiler bulanıklaşır, bu da şikâyetleri artırır. Oysa şikâyete çözüm hakkı tanınmaz. Kısacası, hedef yoksa esen rüzgâr yelkeni doldurmaz.
Başta da söylemiştik: İnsan için en zor şey başlamaktır. Çünkü insan, başlarken çoğu zaman kendi içinde bir sürtünme oluşturur. Hedefini yeterince netleştirememiş olabilir, emeğini tek bir odakta toplamakta zorlanabilir… Bunlardan biri de, daha yola çıkmadan yanında birilerini aramasıdır.

Derin bir nefes aldı.
“Ben,” dedi içinden, “yanlış şeye odaklanıyorum.”
Başını kaldırdı. Bu kez bakışları daha netti.
“İşi düşünmem gerekirken, kimi ikna edeceğimi düşünüyorum.”
Cümle zihninde yankılandı.
Sonra yavaşça devam etti:
“Yol benim… Sonundaki köy de benim.”
O an, sanki içindeki bir düğüm çözüldü.
Bir şeyi fark etti. Basit ama kaçtığı bir gerçeği:
İnsan önce yola çıkmalıydı.
Bir şirketin hedefleri sadece yöneticinin gündemindeyse, bir inşaatın planlamasını müteahhit tek başına yapıyorsa ya da yeni taşınılan evin tüm yükü çiftlerden birine kalıyorsa; üretimde dengesizlik başlar. Zamanla da bu denge tamamen bozulur. Hele ki insanları o hedef için itmek zorundaysanız, o hedefin aslında sizi beklemediğini fark edersiniz.
Gözü tekrar saatine kaydı.
Yarım saat geçmişti.
Ama artık bu, onu rahatsız etmiyordu.
Çünkü bir şeyi daha fark etmişti:
Aslında beklediği kişi hiç olmamıştı.
Bekleyen kendisiydi.
Yavaşça ayağa kalktı.
Pantolonunu düzeltti. Derin bir nefes aldı. Son kez meydana baktı. Güvercinler hâlâ inip kalkıyordu.
Hafifçe gülümsedi.
Ve yürümeye başladı.
“Bekleyen” için 4 yanıt
-
İnsan hareket etmediğinde; sürtünmesini, dirençlerini bile bilemiyor.
‘Beni ne zorluyor?’,
‘Beni arkadan çeken, ilerlememi engelleyen ipler neler?’.Kalk, hedefin için harekete geç, problemlerle karşılaşacaksın, şikayet etme, çalışmaya devam et… 🙂
-
Açlık olmadan insan hareket edemiyor. İnsan bir seyi gercekten istediginde hareketi de ediyor, o yataktan da kalkiyor, o sporu da yapiyor… peki biz ne kadar istiyoruz?
-
Yapmak istiyorsan başlaman gerekir
-
Pozitif hedefe doğru harekete geçmeyen kirlenir, sürtünür, aşınır, yaşlanır, yük olur. Hayat da bir yerde bu kadar uyardığım yeter der, kişiyi sahneden alır. Yanlıştan sakınamayan doğruyla karşılaşmayı da hak edemiyor.
Bir yanıt yazın