Küçücük bir bakkal dükkânı… Mahallenin ortasında, yakınında birçok zincir marketin olduğu bir yerde 35 yıldır aynı yerinde duran bu ufacık bakkal nasıl ayakta kalabiliyor?

Gerek fiyatlarıyla gerek ürün çeşitliliğiyle gerekse deposuz, kısıtlı bir alana sahip olmasına rağmen nasıl hâlâ varlığını sürdürebiliyor? Ticaret çok uyguna alıp yüksek kâr ile satmak mıydı? Yoksa ticaret sadece kâr elde etmek miydi? Kâr neydi? Nasıl kâr elde edilirdi?
Ticaret ilişkidir. İlişki ise insanlar arasında kurulur.
Bunca zincir market varken insanlar neden hâlâ o bakkaldan alışveriş yapsın ki? Üstelik çoğu ürünün birden fazla seçeneği zincir marketlerde bulunurken, o bakkalı cazip kılan şey neydi?
Sabah geçerken selam vermek, akşam eve dönerken bir ekmek almak yeterdi. Okuldayken annemizin idareye bıraktığı bir mesaj şöyle olurdu: “Anneciğim, anahtarı bakkal Mithat amcana bıraktım. Komşumuz Füsun teyzen doğum yaptı, hastanedeyiz. Sevdiğin sucuklu tosttan yaptırıp eve geçersin.” Bu denli kuvvetli bir ilişki, tek vaadi ürün çeşitliliği olan dört duvara nasıl tercih edilebilirdi ki? İletişim önce ihtiyaç ile başlar; sende ne var, bende ne var… Sonra ilişkiyle güçlenir, kuvvetlenir; yani imkânların takası gerçekleşir. İşte o bakkalda, zincir marketlerde bulunmayan, para ile satın alınamayacak imkânlar var. Evimizin anahtarını teslim edebiliyoruz, elimizde para olmasa bile hesaba yazdırabiliyoruz, emanet bırakabiliyoruz. Böylesine ihtiyaç gören bir bakkalımız varken zincir marketlere ne hacet?

Ticaret yalnızca para ile yapılan bir eylem değildir; duygu barındırmalı, sohbet barındırmalı, samimiyet barındırmalı, ihtiyaç görmeli; hatta bazen maddi kâr etmesen bile insanlık barındırmalı.
İnsanlar genellikle kârı paradan ibaret zannederler. Oysa ki kâr, ödediğin bedelden sana kalandır. İşte tam da burayı hedeflemiş bir bakkal Mithat var. Kâr anlayışını ilişkiler üzerine kurmuş, para kazanmayı ise ikinci planda tutmuş bu bakkal. 35 yıllık sürecini kurduğu ilişkiler sayesinde sürdürmekte ve kârına kâr katmakta.
Çünkü senin artı bir caziben olmalı. Aynı ürünü birçok firma temin ediyorken, hatta belki senden bile ucuza satıyorken insanlar neden senden alışveriş yapsın?
Kârımızı düşündüğümüz kadar bu noktayı da irdelersek, ticaretin sırlı kapılarını çok daha hızlı açabiliriz.
Bol kazançlar…
“HUZUR GIDA” için 2 yanıt
-
İnsanın duyguları olmasaydı; robotlardan, androidlerden farkı kalmazdı…
Duygularla beraber ticaret için ‘karşılıklı ihtiyaç giderme sanatı’ diyebiliriz 🙂
Buna istinaden,
Esnaf ile mahallelinin de ilişkilerinin güçlü olma sebebi çok güzel açıklanmış:
“Kâr anlayışını ilişkiler üzerine kurmuş, para kazanmayı ise ikinci planda tutmuş bu bakkal”. -
Ticaretin ticaret olabilmesi için ihtiyaçları madden manen karşılamaya hazır, sonuca şartlı değil, sebep-sonuç odaklı bir ilişkiler ağı kurmak gerekir. Duygular ise güven, sadakat ve karşılıklı ihtiyaç karşılama sağladıktan sonra ortaya doğal olarak çıkan kazanç gibidir.
Bir yanıt yazın